Tiyatro

Kendinizle ne kadar barışıksınız ya da küs?… Hiç düştünüz mü içinizdeki terk edilişin tuzağına?

Plastik Aşklar, tıpkı yaşadığımız zamandaki aşklar gibi… bu yapaylıkla dalga geçebildiniz mi? Gittiğiniz her ortamda, hayatın en ortasında yüzünüze iliştirdiğiniz bir Mona Lisa gülüşüyle sıyrılabildiniz mi tüm olumsuzluklardan, aşktan, sevdadan? Bir tarafta eğitimli, kültürlü, hayatla eğlenebilen, avam ama bir o kadarda alaturka bir kadın, diğer tarafta çekingen, kendini savunmaktan korkan, geleneklerden bihaber saf bir kadın… Mayıs ayı, Hıdırellez günü, doğa uyanmaya baharı getirmeye hazırdır. Farklı geçmişlerden, farklı serüvenlerden gelen bu iki kadın kendi baharlarını, karşılaştıkları bu gecede acaba neye evirecekler. Kendinizden çok şey bulacağınız muhteşem bir kahkaha tufanına hazır olun. Bizden, bizim içimizden sımsıcak bir komedi… Plastik Aşklar, sezonun en iyi komedi oyunu olmaya aday, seyirciye unutamayacağı dakikalar vadediyor.

Yazar: Ali Cüneyd Kılcıoğlu – Mitos yayınları Yönetmen: Orçun Ucal Reji Asistani: Sebahat Ok Genel Koordinatör: Fatih Küçük Dramaturg: Nevra Ayşem Savaşçı Oyuncular: Oya Başar – Begüm Birgören Reji Koordinasyon: Elber Taşan Yapımcı: Latif Koru Halkla İlişkiler: Sevinc Özer Anatolia Entertainment Görsel Sanatlar Organizasyon: Berkan Öz

6 Eylül 1917 tarihinde Haydarpaşa’da büyük bir patlama meydana geldi. Ardı ardına gerçekleşen korkunç patlamalar, yalnız Haydarpaşa ve Kadıköy’de değil, şehrin hemen her kesiminde duyulmuş, halk arasında büyük bir paniğe yol açmıştı. İstanbul’un her yerinden görülen bu dumanlar karşısında herkes kendince akıl yürütüyordu.
”Yazıyor! Yazıyor! Haydarpaşa’daki büyük yangını yazıyor!” Böyle bir şey duydunuz mu? Maalesef duyamadınız. Büyük patlamanın ardından getirilen yayın yasağı ile beraber, yaşanılan vahim olay kapatılmak istenmiş, patlamanın nedeni olarak, bir işçinin elindeki cephane sandıklarından birini yere hızlıca atması yüzünden meydana geldiği gibi bir sürü iddia ortaya atılmıştı. Ölü sayısı belli değildi, bini aştığı söyleniyordu. Ama bu rakam hiçbir zaman açıklanmadı. Gerçekleri kimse öğrenmedi. Tüm belirsizlikler hala aydınlamadı.
Peki ne oldu da bu patlama gerçekleşti?
Birinci Dünya Savaşı’nın tüm hızıyla sürdüğü o günlerde, şehirde büyük bir kaos vardı. Atalarımızın söylediği gibi ‘su uyur düşman uyumaz’ sözünde olduğu gibi uyumadılar; sinsice içimize girdiler.
Sultan Abdülhamit Han, yeni nesillere yol göstermek için adeta deniz fenerleri çakmıştı yurdun dört bir yanına. Abdülhamit’in denize çaktığı fenerlerden biride Haydarpaşa’ydı. Haydarpaşa Garı, Berlin’den Filistin’e gönderilecek asker, silah ve cephanenin toplandığı ve trenlerle sevk edildiği stratejik bir merkezdi. Yığınla silah ve cephane Haydarpaşa Garı’nda toplanmış, sevk edileceği günü beklemekteydi. Abdülhamit’in Hicaz’a gitmesi, Suriye cephesine kadar uzanması, düşmanı deli ediyordu. Ne pahasına olursa olsun bu fener sönmeliydi. Çanakkale’yi topla tüfekle geçemeyenler ajanlarıyla İstanbul’a girdiler.
Türk edebiyatında, Türk sinemasında, Türk tiyatrosunda daha önce hiç işlenmemiş, daha önce hiç değinilmemiş konusuyla “Feda”, Türkiye, Ortadoğu tarihine ve Osmanlı’nın son dönemine bakış açısınızı değiştirecek, heyecanı bir dakika bile düşmeyen sıcacık, üstelik eğlenceli bir oyun. Türk Tiyatrosunda bu konuyu işleyen ilk oyun olma özelliğiyle de “tarihi” bir oyun.

…..
Haydarpaşa Gar’ında asker arkadaşı olarak kucaklaşan gönüllü lise talebeleri, onların hocaları ve eski gaziler cepheye yolculuğu bekledikleri 2 gün içinde öyle kaynaşırlar ki, ilginç hikayeleri, neşeleri ve şamatalarıyla, daha cepheye varmadan cephedeki dostluğu tadarlar… Tabii, cephenin ve savaşın dehşetini de…
Ve herşeye rağmen ateşin ortasında yaşanan büyük bir aşka da şahit oluruz…
….
Tarihin sır gibi kalmış bir perdesini aralamak ve patlamada hayatını kaybeden, vatanı için canını feda etmekten kaçınmayan; tüm şehit ve gazilerimizin hikayelerini anlatmak amacıyla yola çıkan Feda oyunu, her şeye rağmen, yürekli Türk evlatlarının, düğüne gider gibi cepheye koşmasının hikayesidir.
Bu oyun, 100 yıl sonrasında Kurtuluş Savaşı’mızın anısını yad ederken, dün de, bugün de, yarın da, vatanları için canlarını feda edebilecek, cesur vatanseverlere adanmıştır.

OYUNCULAR
Görkem Özge Akılevi, Sercan Sert, Kemalettin Caymaz, İbrahim Tül, Orhan Bozoklu, Görkem Ergin, Emre Kalaylar, Özge Acu, Buğrahan Aslan

Yazar : Abdülhamit Işık
Yönetmen: Abdül Süsler
Hikaye: Ali Karagöz, İsmail Canbulat
Reji Koordinasyon: Özge Acu, Elber Taşan
Kostüm Tasarım: Fadim Üçbaş
Dekor Tasarım: Mete Yılmaz
Müzik: Ali Akaçça
Ses Tasarım: Ramazan Yıldırım
Işık Tasarım: Ruhi Türkmen
Organizatör: Berkan Öz
Pr Management: Emre Duymaz
Fotoğraf: Eren Yiğit
Afiş Tasarım: MOPP Ajans
Yapımcı: Latif Koru
Yapım: Performance of Anatolia
(ANATOLIA ENTERTAINMENT)